Özgür AYDIN
Köşe Yazarı
Özgür AYDIN
 

Çankaya’da Vesayet Kazandı

Çankaya Belediyesi’nde yapılan başkan vekili seçimi, sıradan bir prosedür değildi. Bir yönetim anlayışının nasıl işlediğini gösteren önemli bir sınavdı. Hüseyin Can Güner’in rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma soruşturması kapsamında tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından belediye meclisi yeni başkan vekilini belirlemek üzere toplandı. İlk turda Haldun Güler 30, Fevzi Gümüş 6 oy aldı. Kendilerini “Butlan” çizgisinde konumlandıran ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığıyla bilinen meclis üyeleri ise boş ve geçersiz oy kullanmayı tercih etti. İş böyle olunca ilk turda bitmesi düşünülen seçim ikinci tura kaldı. İkinci turda ise Haldun Güler 37 oyla Çankaya Belediye Başkan Vekili seçildi. Öncelikle Fevzi Gümüş’ü kutlamak gerekir. Sonucu değiştirmesinin son derece zor olduğunu bilmesine rağmen aday olması, Çankaya Belediye Meclisi’nde farklı bir iradenin de temsil edilmesini sağladı. Demokratik siyasetin değeri yalnızca kazananlarda değil, gerektiğinde kaybetmeyi göze alarak ilkesel duruş sergileyenlerde de ortaya çıkar. Ancak bu seçimin asıl tartışılması gereken yönü sonuç değil, sonucun nasıl ortaya çıktığıdır. Seçimin en dikkat çekici tarafı, Haldun Güler’in adaylığı oldu. Güler, Çankaya örgütünün içinden yükselen ve uzun yıllardır ilçe siyasetinde karşılığı bulunan bir isimden çok; Özgür Özel, Veli Ağbaba ve tutuklu Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’in desteklediği aday olarak öne çıktı. Kamuoyu onu, Hüseyin Can Güner’in sınıf arkadaşının babası olarak tanıdı. Çankaya siyasetinde geniş kesimler tarafından tanınmayan bir ismin, yerel örgütün iradesinden ziyade genel merkezin tercihiyle adaylaştırılması, tartışmanın da temel nedenidir. Dolayısıyla kararın meclis salonunda değil, CHP Genel Merkezi’nde şekillendiği yönündeki değerlendirmeler şaşırtıcı değildir. Çankaya’nın 43 meclis üyesi, kendi siyasi iradesini ortaya koymaktan çok önceden belirlenmiş bir tercihi onaylayan konuma düştü. Yerel özerklik söylemi ile fiili işleyiş arasındaki çelişki bir kez daha görünür hâle geldi. Bu yönetim anlayışının bedeli ise Hüseyin Can Güner’in tutuklanmasının ardından açık biçimde görüldü. Beklenen kitlesel dayanışma ortaya çıkmadı. Karar süreçlerinin dışında bırakılan örgütler, kriz anlarında da güçlü bir refleks geliştiremez. Temsil edilmeyen kadrolardan fedakârlık beklemek gerçekçi değildir. Temsil krizi zamanla dayanışma krizine dönüşür. Asıl mesele Haldun Güler’in kişiliği değildir. Mesele, Cumhuriyet’in ve sosyal demokrat belediyeciliğin simge ilçesi olan Çankaya’nın, dar bir kadronun tercihleriyle yönetilmeye devam etmesidir. Liyakat, katılımcılık ve örgüt iradesi söylemde savunulurken uygulamada merkezi vesayet tercih ediliyorsa bunun adı çelişkidir. Üstelik bu tablo yalnızca Çankaya’yı ilgilendirmiyor. Yarın kurulacağı konuşulan yeni siyasi yapı da aynı siyaset kültürü üzerine inşa edilirse sonuç farklı olmayacaktır. Yeni isimler, yeni logolar ve yeni sloganlar tek başına hiçbir şeyi değiştirmez. Değişmesi gereken, karar alma anlayışıdır. Çankaya’daki başkan vekili seçimi geride kaldı. Ancak geriye şu soru kaldı: Çankaya gerçekten kendi iradesiyle mi karar verdi, yoksa kendisine verilen kararı mı onayladı? Çünkü demokrasi yalnızca sandık kurmak değildir; asıl mesele, sandığın gerçekten karar verebilmesidir.
Ekleme Tarihi: 23 Temmuz 2026 -Perşembe

Çankaya’da Vesayet Kazandı

Çankaya Belediyesi’nde yapılan başkan vekili seçimi, sıradan bir prosedür değildi. Bir yönetim anlayışının nasıl işlediğini gösteren önemli bir sınavdı.

Hüseyin Can Güner’in rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma soruşturması kapsamında tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından belediye meclisi yeni başkan vekilini belirlemek üzere toplandı. İlk turda Haldun Güler 30, Fevzi Gümüş 6 oy aldı. Kendilerini “Butlan” çizgisinde konumlandıran ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığıyla bilinen meclis üyeleri ise boş ve geçersiz oy kullanmayı tercih etti. İş böyle olunca ilk turda bitmesi düşünülen seçim ikinci tura kaldı. İkinci turda ise Haldun Güler 37 oyla Çankaya Belediye Başkan Vekili seçildi.

Öncelikle Fevzi Gümüş’ü kutlamak gerekir. Sonucu değiştirmesinin son derece zor olduğunu bilmesine rağmen aday olması, Çankaya Belediye Meclisi’nde farklı bir iradenin de temsil edilmesini sağladı. Demokratik siyasetin değeri yalnızca kazananlarda değil, gerektiğinde kaybetmeyi göze alarak ilkesel duruş sergileyenlerde de ortaya çıkar.

Ancak bu seçimin asıl tartışılması gereken yönü sonuç değil, sonucun nasıl ortaya çıktığıdır.

Seçimin en dikkat çekici tarafı, Haldun Güler’in adaylığı oldu. Güler, Çankaya örgütünün içinden yükselen ve uzun yıllardır ilçe siyasetinde karşılığı bulunan bir isimden çok; Özgür Özel, Veli Ağbaba ve tutuklu Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’in desteklediği aday olarak öne çıktı. Kamuoyu onu, Hüseyin Can Güner’in sınıf arkadaşının babası olarak tanıdı. Çankaya siyasetinde geniş kesimler tarafından tanınmayan bir ismin, yerel örgütün iradesinden ziyade genel merkezin tercihiyle adaylaştırılması, tartışmanın da temel nedenidir.

Dolayısıyla kararın meclis salonunda değil, CHP Genel Merkezi’nde şekillendiği yönündeki değerlendirmeler şaşırtıcı değildir. Çankaya’nın 43 meclis üyesi, kendi siyasi iradesini ortaya koymaktan çok önceden belirlenmiş bir tercihi onaylayan konuma düştü. Yerel özerklik söylemi ile fiili işleyiş arasındaki çelişki bir kez daha görünür hâle geldi.

Bu yönetim anlayışının bedeli ise Hüseyin Can Güner’in tutuklanmasının ardından açık biçimde görüldü. Beklenen kitlesel dayanışma ortaya çıkmadı. Karar süreçlerinin dışında bırakılan örgütler, kriz anlarında da güçlü bir refleks geliştiremez. Temsil edilmeyen kadrolardan fedakârlık beklemek gerçekçi değildir. Temsil krizi zamanla dayanışma krizine dönüşür.

Asıl mesele Haldun Güler’in kişiliği değildir. Mesele, Cumhuriyet’in ve sosyal demokrat belediyeciliğin simge ilçesi olan Çankaya’nın, dar bir kadronun tercihleriyle yönetilmeye devam etmesidir. Liyakat, katılımcılık ve örgüt iradesi söylemde savunulurken uygulamada merkezi vesayet tercih ediliyorsa bunun adı çelişkidir.

Üstelik bu tablo yalnızca Çankaya’yı ilgilendirmiyor. Yarın kurulacağı konuşulan yeni siyasi yapı da aynı siyaset kültürü üzerine inşa edilirse sonuç farklı olmayacaktır. Yeni isimler, yeni logolar ve yeni sloganlar tek başına hiçbir şeyi değiştirmez. Değişmesi gereken, karar alma anlayışıdır.

Çankaya’daki başkan vekili seçimi geride kaldı. Ancak geriye şu soru kaldı: Çankaya gerçekten kendi iradesiyle mi karar verdi, yoksa kendisine verilen kararı mı onayladı?

Çünkü demokrasi yalnızca sandık kurmak değildir; asıl mesele, sandığın gerçekten karar verebilmesidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sakinca.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.