Özgür AYDIN
Köşe Yazarı
Özgür AYDIN
 

Yeni Parti Gerçekten Yeni mi?

Lozan Barış Antlaşması’nın yıl dönümü. Lozan yalnızca diplomatik bir zafer değil; Cumhuriyet’in uluslararası alanda tescil edilmiş kuruluş belgesidir. Böylesine simgesel bir günde yeni bir partinin kurulması elbette dikkat çekicidir. Ancak asıl dikkat çeken, bu başlangıcın Anıtkabir yerine Hacı Bayram Camii’nden yapılmasıdır. Mekân tesadüf değildir; siyasetin dilidir. Lozan’ın yıl dönümünde Anıtkabir’i değil de başka bir sembolü tercih etmek, hangi tarihsel ve siyasal zemine yaslanıldığını da gösterir. Türkiye’nin bugün ihtiyacı açıktır: Laikliği, hukuk devletini ve Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini tavizsiz savunan cumhuriyetçi bir siyasal çizgi. Toplum yeni bir liderden çok, yeni bir yön, güçlü bir program ve güven veren kadrolar arıyor. Peki bu parti gerçekten yeni mi? Ortaya çıkan tablo, CHP içinde uzun süredir büyüyen ayrışmanın kurumsallaşmış hâline işaret ediyor. CHP’nin örgütünü, imkânlarını ve siyasal birikimini kullanarak yeni bir hareket inşa etmek, siyasi etik açısından ciddi biçimde tartışılmalıdır. Söylenmesi gereken açıktır: Bir partinin içinde başka bir partinin hazırlığını yürütmek siyasi ahlaksızlıktır. CHP’nin politikalarını beğenmiyorsanız önce istifa eder, sonra kendi yolunuzu çizersiniz. Omurgalı siyaset bunu gerektirir. Parti içinde kalıp rakip bir yapı oluşturmak değişim değil, siyasi fırsatçılıktır. Üstelik iddialar bununla da sınırlı değildir. Bazı il başkanlıklarında demirbaşların yeni parti binalarına taşındığı, TBMM grup kasasındaki kaynakların ayrılacak milletvekillerine pay edildiği öne sürülüyor. Bunlar henüz yargı kararıyla kesinleşmiş iddialar değildir. Ancak bu iddiaların varlığı bile yaşanan sürecin yalnızca siyasi bir ayrışmadan ibaret olmadığını göstermektedir. Bir parti kurulurken arkasında bıraktığı yerin demirbaşını değil, siyasi mirasını taşımalıdır. Ancak bugün yaşanan sorun yalnızca yeni parti girişimi ya da butlan tartışmaları değildir. Daha vahim olan, parti içi bir hukuki ihtilafın polis marifetiyle çözülmesidir. Siyasi partiler devlet kurumları değil, demokratik toplumun temel unsurlarıdır. Parti içi uyuşmazlıkların emniyet güçlerinin müdahalesiyle çözülmesi, hukuk devleti ilkesine de siyasal demokrasi kültürüne de zarar vermektedir. Parti içi muhalefeti bastırmak için yargıyı ve kolluk gücünü araçsallaştırmak ne kadar yanlışsa, partiyi bölerek yeni tabelalar açmak da o kadar yanlıştır. Bunlar aynı siyasi krizin iki farklı tezahürüdür. CHP’deki Savrulma Yeni Değil CHP son yıllarda hem ideolojik savrulmanın hem de parti içi iktidar mücadelelerinin yıpratıcı etkisini yaşadı. Kemal Kılıçdaroğlu dönemine yöneltilen eleştiriler hiçbir zaman kişisel değildi. İtirazımız, CHP’yi Atatürkçü, halkçı ve demokratik sol çizgiden uzaklaştıran siyaset anlayışınaydı. Bu mücadele parti içinde verildi. İhraç tehditleri de baskılar da bizi geri adım attırmadı. Çünkü CHP sıradan bir siyasi parti değil; kuruluşun ve kurtuluşun partisidir. Ancak aynı ilkesel tutarlılık, bugün yaşanan gelişmeler için de geçerlidir. Partiyi bölerek yeni bir siyasi yapı oluşturmak da, bütün çözümü butlan davalarına bağlamak da CHP’nin sorunlarını çözmez. Partinin geleceği mahkeme koridorlarında değil; parti programında, örgütlenmesinde ve ideolojik yenilenmesinde şekillenmelidir. Özgür Özel etrafında oluşan toplumsal rüzgârı inkâr etmek mümkün değildir. Toplum uzun süredir yeni bir siyasal figür arıyordu ve önemli bir kesim bu beklentisini Özgür Özel üzerinden ifade etmeye başladı. Ancak toplumsal ilgi tek başına kalıcı bir siyasal başarı üretmez. 1970’li yıllarda Bülent Ecevit’in yükselişi yalnızca kişisel karizmasının sonucu değildi. Ecevit, İsmet İnönü’nün siyasal okulunda yetişmiş; güçlü bir ideolojik zemine, sağlam bir programa ve nitelikli kadrolara yaslanan bir hareket inşa etmişti. Toplumsal karşılığını da bu bütünlük sayesinde oluşturdu. Bugün ise Özgür Özel’in siyasal çizgisi büyük ölçüde Kemal Kılıçdaroğlu döneminin devamı görünümündedir. Yeni partinin belirgin bir ideolojik çerçeve, yeni bir siyasal dil ve güçlü bir örgüt modeli ortaya koyabildiğini söylemek güçtür. Kadro tercihleri de değişim iddiasını desteklememektedir. Uzun süredir kamuoyunda tartışılan ve yıpranmış isimlerle yeni bir başlangıç yapmak kolay değildir. Dar kadroculuk, liyakatten uzak tercihler ve arkadaş çevresi eksenli siyaset kısa vadede heyecan yaratabilir; ancak uzun vadede toplumsal güven oluşturamaz. Siyasette kahramanlar bazen çok hızlı yükselir, aynı hızla da hedef hâline gelebilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzde 48 oy alarak tarihi bir başarı elde etmesine rağmen görevi zamanında bırakmaması, toplumdaki algısını ciddi biçimde aşındırdı. Bugün her meseleyi butlan tartışmasına sıkıştırmak da CHP’ye yeni bir ufuk sunmuyor. Geçmişe saplanmak da, partiyi bölerek yeni tabelalar üretmek de aynı çıkmazın farklı tezahürleridir. Unutulmamalıdır ki CHP içinde ne butlan siyasetinden medet umanlara ne de partiyi kişisel iktidar alanına dönüştürerek yeni oluşumlar peşinde koşanlara destek vermeyen yüz binlerce üye bulunmaktadır. Umut, koltuk hesabı yapanlarda değil; partisine, Cumhuriyet’e ve ilkelerine bağlı kalan bu insanlardadır. Mesele yeni bir parti kurmak ya da eski yönetimi mahkeme kararlarıyla geri getirmek değildir. Asıl mesele, CHP’nin yeniden kuruluş ayarlarına dönmesi; Atatürkçü, halkçı ve demokratik sol kimliğini güçlendirerek Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına uygun güçlü bir siyasal program ortaya koyabilmesidir. Gerçek yenilik isimde, logoda ya da tabelada değil; ilke, tutarlılık, liyakat ve siyasi dürüstlüktedir. Ne butlan siyaseti, ne parti bölünmeleri, ne de polis müdahaleleri CHP’nin sorunlarını çözebilir. Bu sorunları çözecek olan, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine yeniden yaslanan güçlü bir siyasal iradedir. Benim inancım, tüm tartışmalara rağmen CHP’nin bu sınavı verecek tarihsel birikime sahip olduğudur.
Ekleme Tarihi: 25 Temmuz 2026 -Cumartesi

Yeni Parti Gerçekten Yeni mi?

Lozan Barış Antlaşması’nın yıl dönümü. Lozan yalnızca diplomatik bir zafer değil; Cumhuriyet’in uluslararası alanda tescil edilmiş kuruluş belgesidir. Böylesine simgesel bir günde yeni bir partinin kurulması elbette dikkat çekicidir. Ancak asıl dikkat çeken, bu başlangıcın Anıtkabir yerine Hacı Bayram Camii’nden yapılmasıdır. Mekân tesadüf değildir; siyasetin dilidir. Lozan’ın yıl dönümünde Anıtkabir’i değil de başka bir sembolü tercih etmek, hangi tarihsel ve siyasal zemine yaslanıldığını da gösterir.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı açıktır: Laikliği, hukuk devletini ve Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini tavizsiz savunan cumhuriyetçi bir siyasal çizgi. Toplum yeni bir liderden çok, yeni bir yön, güçlü bir program ve güven veren kadrolar arıyor.

Peki bu parti gerçekten yeni mi?

Ortaya çıkan tablo, CHP içinde uzun süredir büyüyen ayrışmanın kurumsallaşmış hâline işaret ediyor. CHP’nin örgütünü, imkânlarını ve siyasal birikimini kullanarak yeni bir hareket inşa etmek, siyasi etik açısından ciddi biçimde tartışılmalıdır.

Söylenmesi gereken açıktır: Bir partinin içinde başka bir partinin hazırlığını yürütmek siyasi ahlaksızlıktır. CHP’nin politikalarını beğenmiyorsanız önce istifa eder, sonra kendi yolunuzu çizersiniz. Omurgalı siyaset bunu gerektirir. Parti içinde kalıp rakip bir yapı oluşturmak değişim değil, siyasi fırsatçılıktır.

Üstelik iddialar bununla da sınırlı değildir. Bazı il başkanlıklarında demirbaşların yeni parti binalarına taşındığı, TBMM grup kasasındaki kaynakların ayrılacak milletvekillerine pay edildiği öne sürülüyor. Bunlar henüz yargı kararıyla kesinleşmiş iddialar değildir. Ancak bu iddiaların varlığı bile yaşanan sürecin yalnızca siyasi bir ayrışmadan ibaret olmadığını göstermektedir. Bir parti kurulurken arkasında bıraktığı yerin demirbaşını değil, siyasi mirasını taşımalıdır.

Ancak bugün yaşanan sorun yalnızca yeni parti girişimi ya da butlan tartışmaları değildir. Daha vahim olan, parti içi bir hukuki ihtilafın polis marifetiyle çözülmesidir. Siyasi partiler devlet kurumları değil, demokratik toplumun temel unsurlarıdır. Parti içi uyuşmazlıkların emniyet güçlerinin müdahalesiyle çözülmesi, hukuk devleti ilkesine de siyasal demokrasi kültürüne de zarar vermektedir. Parti içi muhalefeti bastırmak için yargıyı ve kolluk gücünü araçsallaştırmak ne kadar yanlışsa, partiyi bölerek yeni tabelalar açmak da o kadar yanlıştır. Bunlar aynı siyasi krizin iki farklı tezahürüdür.

CHP’deki Savrulma Yeni Değil

CHP son yıllarda hem ideolojik savrulmanın hem de parti içi iktidar mücadelelerinin yıpratıcı etkisini yaşadı. Kemal Kılıçdaroğlu dönemine yöneltilen eleştiriler hiçbir zaman kişisel değildi. İtirazımız, CHP’yi Atatürkçü, halkçı ve demokratik sol çizgiden uzaklaştıran siyaset anlayışınaydı. Bu mücadele parti içinde verildi. İhraç tehditleri de baskılar da bizi geri adım attırmadı. Çünkü CHP sıradan bir siyasi parti değil; kuruluşun ve kurtuluşun partisidir.

Ancak aynı ilkesel tutarlılık, bugün yaşanan gelişmeler için de geçerlidir. Partiyi bölerek yeni bir siyasi yapı oluşturmak da, bütün çözümü butlan davalarına bağlamak da CHP’nin sorunlarını çözmez. Partinin geleceği mahkeme koridorlarında değil; parti programında, örgütlenmesinde ve ideolojik yenilenmesinde şekillenmelidir.

Özgür Özel etrafında oluşan toplumsal rüzgârı inkâr etmek mümkün değildir. Toplum uzun süredir yeni bir siyasal figür arıyordu ve önemli bir kesim bu beklentisini Özgür Özel üzerinden ifade etmeye başladı. Ancak toplumsal ilgi tek başına kalıcı bir siyasal başarı üretmez.

1970’li yıllarda Bülent Ecevit’in yükselişi yalnızca kişisel karizmasının sonucu değildi. Ecevit, İsmet İnönü’nün siyasal okulunda yetişmiş; güçlü bir ideolojik zemine, sağlam bir programa ve nitelikli kadrolara yaslanan bir hareket inşa etmişti. Toplumsal karşılığını da bu bütünlük sayesinde oluşturdu. Bugün ise Özgür Özel’in siyasal çizgisi büyük ölçüde Kemal Kılıçdaroğlu döneminin devamı görünümündedir. Yeni partinin belirgin bir ideolojik çerçeve, yeni bir siyasal dil ve güçlü bir örgüt modeli ortaya koyabildiğini söylemek güçtür.

Kadro tercihleri de değişim iddiasını desteklememektedir. Uzun süredir kamuoyunda tartışılan ve yıpranmış isimlerle yeni bir başlangıç yapmak kolay değildir. Dar kadroculuk, liyakatten uzak tercihler ve arkadaş çevresi eksenli siyaset kısa vadede heyecan yaratabilir; ancak uzun vadede toplumsal güven oluşturamaz.

Siyasette kahramanlar bazen çok hızlı yükselir, aynı hızla da hedef hâline gelebilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzde 48 oy alarak tarihi bir başarı elde etmesine rağmen görevi zamanında bırakmaması, toplumdaki algısını ciddi biçimde aşındırdı. Bugün her meseleyi butlan tartışmasına sıkıştırmak da CHP’ye yeni bir ufuk sunmuyor. Geçmişe saplanmak da, partiyi bölerek yeni tabelalar üretmek de aynı çıkmazın farklı tezahürleridir.

Unutulmamalıdır ki CHP içinde ne butlan siyasetinden medet umanlara ne de partiyi kişisel iktidar alanına dönüştürerek yeni oluşumlar peşinde koşanlara destek vermeyen yüz binlerce üye bulunmaktadır. Umut, koltuk hesabı yapanlarda değil; partisine, Cumhuriyet’e ve ilkelerine bağlı kalan bu insanlardadır.

Mesele yeni bir parti kurmak ya da eski yönetimi mahkeme kararlarıyla geri getirmek değildir. Asıl mesele, CHP’nin yeniden kuruluş ayarlarına dönmesi; Atatürkçü, halkçı ve demokratik sol kimliğini güçlendirerek Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına uygun güçlü bir siyasal program ortaya koyabilmesidir. Gerçek yenilik isimde, logoda ya da tabelada değil; ilke, tutarlılık, liyakat ve siyasi dürüstlüktedir.

Ne butlan siyaseti, ne parti bölünmeleri, ne de polis müdahaleleri CHP’nin sorunlarını çözebilir. Bu sorunları çözecek olan, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine yeniden yaslanan güçlü bir siyasal iradedir. Benim inancım, tüm tartışmalara rağmen CHP’nin bu sınavı verecek tarihsel birikime sahip olduğudur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sakinca.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.