Norveç’in keskin soğuğu, Brann Stadyumu’nun sisli koridorlarında dolaşırken, sarı-lacivertli taraftarların ateşi her şeyi eritmeye yetti. Fenerbahçe, UEFA Avrupa Ligi’nin 6’ncı haftasında öyle bir futbol oynadı ki; sadece sonucu değil, tüm şehri teslim aldı. 4-0’lık galibiyet, skor tabelasına yazılan bir başarıdan çok daha fazlasıydı. Bu, bir karakter gösterisi, bir güç bildirisi, bir “Ben buradayım!” haykırışıydı.
İçeride mi dışarıda mı oynadığı hiç fark etmiyor. Fenerbahçe taraftarı dünyanın neresine giderse gitsin bir tribünü deplasman olmaktan çıkarıp mabede çeviriyor. Brann’ın kırmızı beyaz tribünleri arasında sarı-lacivert bir renk patlaması oldu. Maçın başından sonuna kadar. Her topa, her mücadeleye, her gole ortak oldular.
Dakika 5… Nene topu attı, Kerem Aktürkoğlu ince bir dokunuşla fileleri ısıttı. Bu gol sadece bir başlangıçtı. Fenerbahçe o andan itibaren maçı yönetmeye, domine etmeye, rakibi nefessiz bırakmaya başladı.
El-Nesyri… Evet, gecenin tek eksisi belki de oydu. Oyun görüşü güçlü, yeteneği tartışılmaz ama hala beklenen patlamayı yapmadı. Gecenin en kötüsü oydu. Özellikle ileri toplarda birkaç yanlış karar zinciri oyunun akışını bozdu. Büyük maç oyuncusu olabilmesi için bu detayları temizlemesi şart. Çünkü etrafındaki herkes çıtayı yukarı taşırken onun zaman zaman oyunu ağırlaştırması göze battı. Skor 4-0 olduğu için göze batmadı ama kritik anlarda ihtiyaç halinde bunlar göz ardı edilmemeli.
Anderson Talisca… Bu adam Avrupa gecelerini seviyor, ışıkları seviyor, büyük sahneleri seviyor. Bu sevgi de her golünde daha da büyüyor. 36’da doğru yerde, doğru pozisyonda, doğru bitiricilik. 44’te ceza sahasında tam bir ‘usta işi’ kontrol ve sol ayağının zehirli vuruşu. 65’te ise kafasıyla imzasını tamamlayıp hat-trick’i tamamladı. Üç gol, üç farklı stilde bitiricilik… Talisca, Brann savunmasına sadece gol atmadı, adeta ders verdi.
Skriniar’ın liderliği, Oosterwolde’nin hava hâkimiyeti, Mert Müldür’ün enerjisi derken savunma duvar gibi sağlamdı. İsmail Yüksek maç boyunca orta bölgeyi temizledi, Fred maestro edasıyla oyunu yönetti. Brown hem savunma hem hücumda ders niteliğinde bir performans sergiledi. Kerem Aktürkoğlu üretkenliğiyle göz kamaştırdı,
Ve unutulmaması gereken bir detay daha: 17 yaşındaki Kamil Efe Üregen’in ilk A takım tecrübesi. Genç stoper oyuna girdiği andan itibaren hiçbir tereddüt göstermeden, özgüvenli bir duruşla geleceğin mesajını verdi.
Tedesco cezalıydı, kulübede yoktu. Ancak Zeki Murat Göle öyle bir yönetim sergiledi ki, Fenerbahçe’nin oyun disiplininde en ufak bir kırılma olmadı. Oyuncu değişiklikleri, saha içi dengeler, oyun temposu… Hepsi kusursuzdu.
Sonuç mu?
Sonuç değil, gösteri! Fenerbahçe sadece Brann’ı yenmedi; Avrupa’ya da mesaj gönderdi:
“Bu takım, doğru gününde olduğunda hiçbir deplasman soğuk değildir, hiçbir rakip de yeterince güçlü değildir.”
