Avrupa sahnesine çıktığınızda arkanızda sadece sarı-lacivert forma değil, koskoca bir tarihin ve milyonların beklentisinin ağırlığını taşırsınız. Ama dün gece Maksimir Stadı’nda sahaya çıkan şey bir “takım” değildi; dağınık, kafası karışık, ruhsuz bir topluluktu.
Dinamo Zagreb karşısında alınan 3-1’lik hezimet, sadece bir skor değildir. Bu, Fenerbahçe’nin aynaya bakınca gördüğü çirkin gerçektir: Plansızlık, disiplinsizlik ve çaresizlik! Rakip, öyle ahım şahım bir futbol devi değil. Ama istekliydi, organizeydi, Fenerbahçe’den daha çok koştu, daha çok savaştı.
Sahada bir oyun planı gören oldu mu? Orta sahası tel tel dökülen, savunmada markaj yapmayı unutan, forvette bireysel çabalara mahkûm olmuş bir Fenerbahçe izledik. Kağıt üzerinde yıldızlar dizilmişti ama sahada yıldız tozuna dair tek bir iz bile yoktu.
Bu kadar transfer, bu kadar yatırım… Peki sonuç? Avrupa’ya rezil olmak. Taraftar haftalardır umut pompalayan yönetime ve teknik heyete soruyor: Bu mudur sizin vizyonunuz? Bu mudur “büyük takım” duruşu?
Miha Zajc, eski takımına karşı 90 dakika savaştı. Peki Fenerbahçeliler? Onun yarısı kadar bile istekli miydi? Zajc, formasının hakkını verdi. Bizimkiler ise forma ağırlığının altında ezildi.
Şunu kabul edelim: Fenerbahçe sahada yoktu. Birileri hâlâ “zaman lazım” masalı anlatıyor olabilir. Ama zaman, Avrupa’da kimseyi beklemez. Bu oyun anlayışıyla Fenerbahçe gruptan çıkmayı değil, grup sonunculuğunu tartışır.
Artık net konuşalım: Ya bu oyuncular ve teknik heyet ayağa kalkacak, ya da bu camia bu rezilliği unutmayacak. Çünkü dün geceki skor sadece kaybedilmiş 3 puan değil, kaybedilen bir güven, kaybedilen bir gurur, kaybedilen bir Avrupa saygınlığıdır.
Kısacası…
Fenerbahçe’nin adı var ama kendisi yok!
