Kadıköy’de bir Avrupa gecesi daha… Tribünler dolu, beklenti yüksek, sonuç ise tanıdık: Büyük laflar, küçük oyun. Fenerbahçe, Aston Villa karşısında sadece 1-0 kaybetmedi; cesaretini ve Avrupa ciddiyetini de zedeledi.
Şu soruyla başlayalım: Bu takım ne oynamak istiyor? Topa sahip olmak mı, geçiş mi, baskı mı? Sahada bunun net bir cevabı yok. İlk yarıda rakibin ne yapmak istediği çok açıktı: Sabırla bekle, fırsatını bulunca vur. Fenerbahçe ise “bir şeyler olur” ümidiyle dolaştı sahada. Oldu mu? Hayır.
Aston Villa öyle aman aman bir futbol oynamadı. Ama ne yaptığını bilen, nerede duracağını bilen, fırsat geldi mi affetmeyen bir takım görüntüsü verdi. Fenerbahçe’ye bakıyorsun; isimler var, CV’ler parlak, maaşlar dudak uçuklatıyor… Ama sahada lider yok. Tempo yok. Öfke yok. Avrupa refleksi hiç yok.
Gol yiyorsun, reaksiyonun ne? Panik. Gelişigüzel ortalar, bireysel zorlamalar, “Kerem bir şey yapsın”, “Asensio bir ara pas atsın” beklentisi… Takım oyunu bu değil. Bu, plansızlığın makyajlanmış hali.
Ve işin en acı tarafı: Maç bitince yine ne konuşulacak biliyoruz. “Ofsaytlar”, “VAR kararları”, “kaçan pozisyonlar”… Hep aynı ezber. Oysa kimse şunu konuşmuyor: Fenerbahçe neden bu maçta Aston Villa’yı kendi sahasına hapsedemedi? Neden rakip bu kadar rahat nefes aldı? Neden Kadıköy, rakipler için hâlâ ürkütücü değil?
Avrupa Ligi’nin 7’nci haftasındasın, hâlâ “deneme-yanılma” oynuyorsan orada bir sorun vardır. Üstelik bu sorun hakemde, VAR’da, şansta değil; doğrudan doğruya saha içi akıldadır.
Bu takım daha iyi oyunculardan değil, daha iyi bir futboldan mahrum. Fenerbahçe’nin ihtiyacı yeni bir yıldız değil; net bir oyun, güçlü bir karakter ve “Avrupa’da bu kadar yeter” diyen anlayıştan kurtulmaktır.
Yoksa bu hikâyeyi çok izledik.
Sonu da hep aynı oluyor.
