Hepimizin kader hakkında az çok bir fikri vardır. Genel kanı olarak, Yaradan’ın alnımıza yazdığı yazıdır ve bizler bu yazıyı yaşamaya gelmişizdir. Bu yüzden yaşadığımız her olumsuz olay, hastalık, kayıp, felaket, iflas Tanrı’nın bizim hayatımızda yer almasını istediği olaylardır; bunları sabırla karşılayıp sorgulamamak gerekir. Eğer sorgular isek, bu defa cehennemde cayır cayır yanmanın acısı da üzerine eklenecektir.
Peki öyleyse, hadi buna inandım diyelim; ben o anlatılan Mahşer Günü’nde neyin hesabını vereceğim? Daha önceden kurgulanmış bir hayatın sorumlusu nasıl ben olabilirim? Beş yaşında ölen bir çocukla doksan yaşında ölen biri nasıl aynı sistemle yargılanabilir? Belki beş yaşında ölen de doksan yaşına kadar yaşasaydı o “günah” denilen şeyleri işleyecekti. Bu durumda Yaradan’ın bahşettiği ömür bile ceza niteliğinde oluyor.
Peki Yaradan, insanoğlundan yüce kitabında “halifem” diye bahsederken nasıl olur da böyle bir yargılamayı uygun görür? Görmez, görmüyor da. Bu bilgiler külliyen yalan! Yaradan hiçbirimizi yargılamıyor; kimsenin sevmediği kadar koşulsuzca seviyor. Kim ne derse desin, benim inancım budur. Araştırmalarım ve yaşadığım deneyimler sonucu çıkardığım sonuç budur.
Ve kader dediğimiz şey, bu hayatımızda evrimleşmemiz yani tekâmül edebilmemiz için bizzat kendimizin, ana rahmine düşmeden önce Yaradan ve meleklerle yaptığı kontratta var olan, seçtiği yaşam deneyimleri ve bilinçaltı kayıtlarımızdır. Auranız nasıl bir enerji ile doluysa evrenden ona uygun karşılıklar alırsınız. Örneğin suçluluk duygunuz çok yoğunsa — ki bu, karmanızdan yahut bu hayatınızda özellikle 0–6 yaş arası deneyimlerinizden oluşabilir — evrene bu duygunun titreşimini yayarsınız ve bol bol, çoğu zaman boş yere suçlanacağınız deneyimler yaşarsınız. Çünkü yaydığınız enerji frekansına denk gelen frekans budur.
Bu duygunuzu değiştirmedikçe tüm yaşamınız boyunca benzer durumları defalarca tekrar edersiniz. Ve bunu, sizin dışınızda birilerinin oluşturduğu bir kader, bir haksızlık olarak görürsünüz ki bu büyük bir yanılgıdır. Kimsenin iradesi dışında kimse kimseye zarar veremez. Kimse kimseye istemediği bir kaderi dayatamaz. Yaradan bile bunu yapmıyorken insan insana bunu nasıl yapabilir ki?
Bu konuda anlatacak çok şey var elbette. Bilinçlerin uyanma, gerçekleri hatırlama vakti çoktan geldi. Bunlar hepimizin özünde var olan bilgiler; sadece birileri aracılığıyla hatırlanıyor. Ben de hatırlamanız için bir nebze ışık olmak istedim. Çünkü bir insanın aydınlanması tüm bilinci, evreni, dünyamızı etkiliyor.
Ve benim düşüm: kardeşçe yaşanılan bir dünya.
Olsun o hâlde…
