Pınar Billur Odabaşı
Köşe Yazarı
Pınar Billur Odabaşı
 

40’ından sonra …

Toplum olarak 40 rakamına farklı anlamlar yükleriz biz… İnançlarımız, ritüellerimiz için önemlidir bu sayı… Bir can ölür, “40 mevlidi okunur” ; bir can doğar, “40 uçurma” mutluluğu paylaşılır, gezmelere çıkılır… Ya da “Bir şeyi 40 kere söylersen olur” denilir… Ben de bugün 40 yaşla birlikte gelen farkındalıklara değinmek istiyorum izninizle…    Ne genç ne yaşlı olduğun; hayatın cilvesine göre kendini bazen genç bazen yaşlı hissettiğin yaştır 40…    Eskiden “Niye olmuyor?” diye kendi kendini yiyip bitirip, üzüldüğün şeylere artık “İyi ki de olmamış” diyebildiğin yaştır… Gelip geçici heveslere yenilip, mantıklı düşünemediğin yılların yavaş yavaş bitişidir.   Çocuk gibi küsmek yerine sınır koymayı öğrendiğin yaştır 40… Ailenden biri bile olsa; insanların seni incitemeyeceği mesafede durmayı tercih ettiğin yıllardır…   Hayatın her alanında “sade”liğe yöneldiğin yaştır 40… Buna; evindeki fazla eşyalardan kurtulman da dahildir; kalbinde yorgunluk ve yük bırakan gereksiz insanlardan kaçman da dahildir…    Gümbür gümbür çalan şarkıların, kafa şişiren dımtısss dımtısss’ların yerini; akustik şarkılara bırakmaktır 40 yaş… Atarlı giderli, intikam yeminli şarkılar yerine; ruhunu dinlendiren ezgilere kulak vermektir mesela… Andrea Bocelli’nin “Love in Portofino”su gibi…   Erkeklerin; evlilik için “abdestli namazlı Rihanna” arayışlarının yavaş yavaş son bulduğu yıllardır 40’lı yaşlar… Çünkü 20’li yaşlarda sana ilgi duyana, 30’lu yaşlarda seni eğlendirene âşık olurken; 40’lı yaşlarda ise tercihini; “sustuklarını” bile anlayan insandan yana kullanıyorsun… “Hoşlanmak”, “sevmek” ve “tutku”nun aslında bambaşka şeyler olduğunu anladığın yegâne yaştır 40… Gerçek aşkı bulan kişinin; “E o zaman daha önce yaşadıklarım neydi?” diye sorup durması da bundandır işte…   Bir insana güvenip, yeniden şans verdiğinde; “kaldığın” yerden değil,  “kandığın” yerden gülümseyip geçebilme olgunluğudur 40 yaş… Çünkü olgunlaştıkça kimseyle uğraşasın gelmiyor; seni hasta edecek ilişkilerden uzaklaşıyorsun ve kavgaya tutuşmaktansa; sessizce uzaklaşıp, içten içe “Sana fazla olduğumu, dengin olanlarla takılınca anlarsın” deyip, bir yudum çayda huzur buluyorsun…   Kişisel bakım mağazalarına daha çok uğramaktır 40 yaş… Yüzdeki ince çizgileri hafifletecek, kaz ayaklarının derinleşmesini önleyecek kremleri daha çok incelemektir mesela…    Sohbet sırasında “Yaşınızı hiç göstermiyorsunuz” diyenlere ekstra sempati duyma yaşıdır 40… En mütevazı geçinenlerin bile bakışlarında gizlediği “İstemem, yan cebime koy” cümlesinin ta kendisidir…   “Altın günü” paralarının kuyumcuya değil, estetisyenlere harcanmaya başlandığı yaştır 40… Botoks’ların, gözaltı ışık dolgularının; “beşi bir yerde”lerin tahtını salladığı yıllardır 40’lı yaşlar…    Daha temkinli, tedbirli olduğunuz; vücudunuzu daha çok dinlediğiniz yaştır 40… Yazın tatile çıkarken bile; “Belki geceleri serin olur” deyip, bavula ince bir hırka atmayı ihmal etmemektir 40 yaş…    Sevdiklerini kaybetme korkusunun daha da ağır bastığı, aile fertlerine ulaşılamadığında saniyeler içinde; onlarca korku filmi senaryosu tadındaki endişelerin yoğunlaştığı yaştır 40…    “Ben artık küçük bir sahil kasabasında, butik bir otel işletmek istiyorum” hayallerinin başladığı yaştır 40… Şehrin karmaşasından, trafiğinden, kalabalığından kaçma dürtüsüdür… Ve fakat bir hafta sonra sıkılıp, tekrar şehre dönme özlemidir…    Savunmasız, korunmaya muhtaç varlıklara merhametli davrandığında; düşlerinin gerçekleşmesi için boş yere medet umulan “dilek ağaçları”na çaput bağlamana gerek kalmadığını anladığın yaştır 40… Bir sokak kedisine su vermek de buna dahil; çöp toplayan bir delikanlıyla göz göze geldiğinde gülümseyerek “Kolay gelsin genç” demek de…   Kız kıza tatile gitmekten büyük keyif alınan yaştır 40… Çünkü kadınların bir parça özgürce nefes aldığı, hemcinslerine; eşlerinden, çocuklarından dert yandığı, çaylı-kahveli, çekirdek çitlemeli yer yer kahkahalı akşam sohbetlerinin yerini hiçbir psikiyatrist seansı tutamaz…    Evlilerin, eşlerini değiştiremeyeceğini anladığı yaştır 40… Erkeklerin, AVM’lerdeki Gratis önü bekleme çilesi ile; kadınların, üçlü kanepede maç izlerken elindeki kumandayla uyuyakalmış yurdum erkeği gerçeğini kabullendiği yaştır… Ve bu evliliklerin çoğu 20’li yaşlarda yapılmış evliliklerdir; çünkü yaş aldıkça insanın aklı başına gelir, çok daha seçici olur; e akıllı bir insan da öyle kolay kolay evlenmez…    “Şimdiki aklım olsa…” diye başlayan cümleleri daha sık kullanmaya başladığın yaştır 40…  Giderek artar elbette geçmiş yıllara duyulan serzenişler… İnsanın tabiatı böyledir; “keşke”lere “neyse”lere çok müsaittir… Şairin de dediği gibi; “Şu gençliği, hayatın sonuna koysalardı da adam akıllı yaşasaydık…”  Yani diyorum ki; olup biteni her yönüyle, daha sağlıklı yorumlayabildiğimiz, bizi neyin mutlu ettiğinden emin olduğumuz 40’lı yaşların kıymetini bilelim… Pardon, duyamadım ne sordunuz; benim yaşımı mı? Ayıp ayıp; kadınların yaşı sorulmaz ama pazar günü Gratis açık mıdır sizce…? 
Ekleme Tarihi: 28 Ağustos 2022 - Pazar

40’ından sonra …

Toplum olarak 40 rakamına farklı anlamlar yükleriz biz… İnançlarımız, ritüellerimiz için önemlidir bu sayı… Bir can ölür, “40 mevlidi okunur” ; bir can doğar, “40 uçurma” mutluluğu paylaşılır, gezmelere çıkılır… Ya da “Bir şeyi 40 kere söylersen olur” denilir… Ben de bugün 40 yaşla birlikte gelen farkındalıklara değinmek istiyorum izninizle… 

 

  • Ne genç ne yaşlı olduğun; hayatın cilvesine göre kendini bazen genç bazen yaşlı hissettiğin yaştır 40… 

 

  • Eskiden “Niye olmuyor?” diye kendi kendini yiyip bitirip, üzüldüğün şeylere artık “İyi ki de olmamış” diyebildiğin yaştır… Gelip geçici heveslere yenilip, mantıklı düşünemediğin yılların yavaş yavaş bitişidir.

 

  • Çocuk gibi küsmek yerine sınır koymayı öğrendiğin yaştır 40… Ailenden biri bile olsa; insanların seni incitemeyeceği mesafede durmayı tercih ettiğin yıllardır…

 

  • Hayatın her alanında “sade”liğe yöneldiğin yaştır 40… Buna; evindeki fazla eşyalardan kurtulman da dahildir; kalbinde yorgunluk ve yük bırakan gereksiz insanlardan kaçman da dahildir… 

 

  • Gümbür gümbür çalan şarkıların, kafa şişiren dımtısss dımtısss’ların yerini; akustik şarkılara bırakmaktır 40 yaş… Atarlı giderli, intikam yeminli şarkılar yerine; ruhunu dinlendiren ezgilere kulak vermektir mesela… Andrea Bocelli’nin “Love in Portofino”su gibi…

 

  • Erkeklerin; evlilik için “abdestli namazlı Rihanna” arayışlarının yavaş yavaş son bulduğu yıllardır 40’lı yaşlar… Çünkü 20’li yaşlarda sana ilgi duyana, 30’lu yaşlarda seni eğlendirene âşık olurken; 40’lı yaşlarda ise tercihini; “sustuklarını” bile anlayan insandan yana kullanıyorsun… “Hoşlanmak”, “sevmek” ve “tutku”nun aslında bambaşka şeyler olduğunu anladığın yegâne yaştır 40… Gerçek aşkı bulan kişinin; “E o zaman daha önce yaşadıklarım neydi?” diye sorup durması da bundandır işte…

 

  • Bir insana güvenip, yeniden şans verdiğinde; “kaldığın” yerden değil,  “kandığın” yerden gülümseyip geçebilme olgunluğudur 40 yaş… Çünkü olgunlaştıkça kimseyle uğraşasın gelmiyor; seni hasta edecek ilişkilerden uzaklaşıyorsun ve kavgaya tutuşmaktansa; sessizce uzaklaşıp, içten içe “Sana fazla olduğumu, dengin olanlarla takılınca anlarsın” deyip, bir yudum çayda huzur buluyorsun…

 

  • Kişisel bakım mağazalarına daha çok uğramaktır 40 yaş… Yüzdeki ince çizgileri hafifletecek, kaz ayaklarının derinleşmesini önleyecek kremleri daha çok incelemektir mesela… 

 

  • Sohbet sırasında “Yaşınızı hiç göstermiyorsunuz” diyenlere ekstra sempati duyma yaşıdır 40… En mütevazı geçinenlerin bile bakışlarında gizlediği “İstemem, yan cebime koy” cümlesinin ta kendisidir…

 

  • “Altın günü” paralarının kuyumcuya değil, estetisyenlere harcanmaya başlandığı yaştır 40… Botoks’ların, gözaltı ışık dolgularının; “beşi bir yerde”lerin tahtını salladığı yıllardır 40’lı yaşlar… 

 

  • Daha temkinli, tedbirli olduğunuz; vücudunuzu daha çok dinlediğiniz yaştır 40… Yazın tatile çıkarken bile; “Belki geceleri serin olur” deyip, bavula ince bir hırka atmayı ihmal etmemektir 40 yaş… 

 

  • Sevdiklerini kaybetme korkusunun daha da ağır bastığı, aile fertlerine ulaşılamadığında saniyeler içinde; onlarca korku filmi senaryosu tadındaki endişelerin yoğunlaştığı yaştır 40… 

 

  • “Ben artık küçük bir sahil kasabasında, butik bir otel işletmek istiyorum” hayallerinin başladığı yaştır 40… Şehrin karmaşasından, trafiğinden, kalabalığından kaçma dürtüsüdür… Ve fakat bir hafta sonra sıkılıp, tekrar şehre dönme özlemidir… 

 

  • Savunmasız, korunmaya muhtaç varlıklara merhametli davrandığında; düşlerinin gerçekleşmesi için boş yere medet umulan “dilek ağaçları”na çaput bağlamana gerek kalmadığını anladığın yaştır 40… Bir sokak kedisine su vermek de buna dahil; çöp toplayan bir delikanlıyla göz göze geldiğinde gülümseyerek “Kolay gelsin genç” demek de…

 

  • Kız kıza tatile gitmekten büyük keyif alınan yaştır 40… Çünkü kadınların bir parça özgürce nefes aldığı, hemcinslerine; eşlerinden, çocuklarından dert yandığı, çaylı-kahveli, çekirdek çitlemeli yer yer kahkahalı akşam sohbetlerinin yerini hiçbir psikiyatrist seansı tutamaz… 

 

  • Evlilerin, eşlerini değiştiremeyeceğini anladığı yaştır 40… Erkeklerin, AVM’lerdeki Gratis önü bekleme çilesi ile; kadınların, üçlü kanepede maç izlerken elindeki kumandayla uyuyakalmış yurdum erkeği gerçeğini kabullendiği yaştır… Ve bu evliliklerin çoğu 20’li yaşlarda yapılmış evliliklerdir; çünkü yaş aldıkça insanın aklı başına gelir, çok daha seçici olur; e akıllı bir insan da öyle kolay kolay evlenmez… 

 

  • “Şimdiki aklım olsa…” diye başlayan cümleleri daha sık kullanmaya başladığın yaştır 40…  Giderek artar elbette geçmiş yıllara duyulan serzenişler… İnsanın tabiatı böyledir; “keşke”lere “neyse”lere çok müsaittir… Şairin de dediği gibi; “Şu gençliği, hayatın sonuna koysalardı da adam akıllı yaşasaydık…”  Yani diyorum ki; olup biteni her yönüyle, daha sağlıklı yorumlayabildiğimiz, bizi neyin mutlu ettiğinden emin olduğumuz 40’lı yaşların kıymetini bilelim… Pardon, duyamadım ne sordunuz; benim yaşımı mı? Ayıp ayıp; kadınların yaşı sorulmaz ama pazar günü Gratis açık mıdır sizce…? 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sakinca.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.