Pınar Billur Odabaşı
Köşe Yazarı
Pınar Billur Odabaşı
 

“Daha güzel”ler de ikiye ayrılır

Hayatımızdaki pek çok şey ikiye ayrılır; iyiler - kötüler, zayıflar- şişmanlar, cimriler - cömertler, yüzsüzler - düzgünler, yalancılar - doğrucu Davut’lar…  Malûm; alemdeki her şey, zıttıyla müsemmadır; mesela geceyi, karanlığı tarif ederken; gündüzden ve ışıktan yola çıkarız… Ya da kötüler olmasaydı; iyilerin değerini nasıl anlardık? Peki “zıtlıkların” ötesinde; içimizde dört nala koşan, hatta bazen benliğimizin tam orta yerinde kendi özerk cumhuriyetini kuran “daha”larla nasıl başa çıkacağız? İşte buradaki kilit nokta neyi “daha” fazla istediğimizdir; çünkü “daha”lar da ikiye ayrılır…. “Bizi hasta eden daha”lar ve “ömrümüzü uzatan daha”lar… Nasıl mı; buyrunuz o halde…   Meselâ daha çok konuşmak; bize her zaman kaybettirir… Çünkü sürekli konuşan taraf olursanız; sadece kendi bildiklerinizle sınırlı kalırsınız; oysa dinlemeyi tercih ederseniz yeni şeyler de öğrenirsiniz…   Ya da güzel görünen her şeyi daha çok yemek de ömrümüzden çalar… Sonra fotoğraf çekerken göbeğimizi içeri çekip, “Madem içerde yer var, dışarıya niye taşıyorsun” diye vücudumuza sitem ederken buluveririz kendimizi…   Bilmediğimiz konularda “daha ısrarcı” olmak da bizi hüsrana uğratır… Matematikteki yaş problemine benzer bu biraz; cevabı buldum sanırsınız ama çocuğun yaşı, babasından büyük çıkar…   Melankoliye daha da yatkın olmak; bizi aşağı çeken bir diğer gerçektir… Çünkü o koca koca tuğla gibi tıp kitaplarının özeti bence “Hasta olmak istemiyorsan; üzülmeyeceksin ve üşütmeyeceksin” kelimelerinin açılımıdır… Bugün pek çok hastalığın kaynağında; üşütmek ve stres, üzüntü, kaygı yok mu? Neden “kanser hastaları için moral çok önemli” diyor evrendeki tüm doktorlar? Yüzyıllar öncesinden atalarımız dedelerimiz; “Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin” diye boşuna mı öğüt vermiş?    Mesela “Daha güzel” görünme takıntısı da bizi; biz olmaktan çok uzaklaştırıyor… Özellikle bazı kadınların aşırı estetik merakı yüzünden; pek çok insan “herkesleşiyor” ; aynı cerrahın elinden çıkan burunlar, aşırı botox’tan birleşmeye mecali kalmayan dudaklar; nerdeyse kürek, tornavida veya kesici-delici alet niyetine kullanmaya elverişli upuzun sivri takma tırnaklar… Süpürgeden hâllice yapay kirpiklerin gölgesinde kaybolan o narin bakışlar… Alarmı bulan kişinin; “ertele” seçeneğini de ilave edip, kafamızı karıştırması gibi bir şey bu biraz…     Daha fazla para kazanma hırsı var bir de; daha yüksek bir rütbe için harcıyoruz etrafımızdaki her şeyi; en çok da kendimizi… Sanırım hayattaki en güzel mevkinin; birinin önceliği olduğunu öğrendiğimizde büyüyeceğiz belki de… Ne demişler; “Tecrübe, kel kaldıktan sonra hayatın sana tarak vermesidir…”    Arabalar, yatlar, katlar, hanlar hamamların da “daha güzeli”ni her daim abartanlardaki hırsı da hayretler içinde izliyorum… Mesela  birkaç aylık ömrü kaldığını bilen bir hastanın önüne bunların hepsini serseniz; dönüp de bakmaz bile… Hatta nefret eder; bu dünyevi hırsların insan sağlığını nasıl bozduğunu en iyi bilenlerdendir o çünkü…     Aslolan “daha güzel”lerin niceliği değil; niteliğidir. Mesela “daha güzel” bir mevkiye terfi ettiğinizde; bir zamanlar aynı masada çalıştığınız iş arkadaşınızı artık hor görmeye başladıysanız ne anlamı kalır ki bu başarının kalp kırmaktan başka… Ya da sırf “daha güzel” veya “daha genç” hemcinsleri olduğu için terk edilen pek çok cefakâr kadının yaşadığı haksızlıklar geliyor aklıma… Hoş; bunu yaşatan erkekler, kaplerinin kapısını hem şeytana hem Allah’a açınca çok fena cereyanda kalıyor; orası ayrı mevzu ama eee müstahak… Yani velhâsıl “daha güzel”ler de ikiye ayrılır; insanlığa faydalı olan “daha”lar bizim olsun; diğerleri onurumuzdan çalacaksa, duruşumuzu bozacaksa, bizi insanlıktan çıkaracaksa eksik kalsın… 
Ekleme Tarihi: 09 Ocak 2023 - Pazartesi

“Daha güzel”ler de ikiye ayrılır

Hayatımızdaki pek çok şey ikiye ayrılır; iyiler - kötüler, zayıflar- şişmanlar, cimriler - cömertler, yüzsüzler - düzgünler, yalancılar - doğrucu Davut’lar…  Malûm; alemdeki her şey, zıttıyla müsemmadır; mesela geceyi, karanlığı tarif ederken; gündüzden ve ışıktan yola çıkarız… Ya da kötüler olmasaydı; iyilerin değerini nasıl anlardık? Peki “zıtlıkların” ötesinde; içimizde dört nala koşan, hatta bazen benliğimizin tam orta yerinde kendi özerk cumhuriyetini kuran “daha”larla nasıl başa çıkacağız? İşte buradaki kilit nokta neyi “daha” fazla istediğimizdir; çünkü “daha”lar da ikiye ayrılır…. “Bizi hasta eden daha”lar ve “ömrümüzü uzatan daha”lar… Nasıl mı; buyrunuz o halde…

 

  • Meselâ daha çok konuşmak; bize her zaman kaybettirir… Çünkü sürekli konuşan taraf olursanız; sadece kendi bildiklerinizle sınırlı kalırsınız; oysa dinlemeyi tercih ederseniz yeni şeyler de öğrenirsiniz…

 

  • Ya da güzel görünen her şeyi daha çok yemek de ömrümüzden çalar… Sonra fotoğraf çekerken göbeğimizi içeri çekip, “Madem içerde yer var, dışarıya niye taşıyorsun” diye vücudumuza sitem ederken buluveririz kendimizi…

 

  • Bilmediğimiz konularda “daha ısrarcı” olmak da bizi hüsrana uğratır… Matematikteki yaş problemine benzer bu biraz; cevabı buldum sanırsınız ama çocuğun yaşı, babasından büyük çıkar…

 

  • Melankoliye daha da yatkın olmak; bizi aşağı çeken bir diğer gerçektir… Çünkü o koca koca tuğla gibi tıp kitaplarının özeti bence “Hasta olmak istemiyorsan; üzülmeyeceksin ve üşütmeyeceksin” kelimelerinin açılımıdır… Bugün pek çok hastalığın kaynağında; üşütmek ve stres, üzüntü, kaygı yok mu? Neden “kanser hastaları için moral çok önemli” diyor evrendeki tüm doktorlar? Yüzyıllar öncesinden atalarımız dedelerimiz; “Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin” diye boşuna mı öğüt vermiş? 

 

  • Mesela “Daha güzel” görünme takıntısı da bizi; biz olmaktan çok uzaklaştırıyor… Özellikle bazı kadınların aşırı estetik merakı yüzünden; pek çok insan “herkesleşiyor” ; aynı cerrahın elinden çıkan burunlar, aşırı botox’tan birleşmeye mecali kalmayan dudaklar; nerdeyse kürek, tornavida veya kesici-delici alet niyetine kullanmaya elverişli upuzun sivri takma tırnaklar… Süpürgeden hâllice yapay kirpiklerin gölgesinde kaybolan o narin bakışlar… Alarmı bulan kişinin; “ertele” seçeneğini de ilave edip, kafamızı karıştırması gibi bir şey bu biraz…

 

 

  • Daha fazla para kazanma hırsı var bir de; daha yüksek bir rütbe için harcıyoruz etrafımızdaki her şeyi; en çok da kendimizi… Sanırım hayattaki en güzel mevkinin; birinin önceliği olduğunu öğrendiğimizde büyüyeceğiz belki de… Ne demişler; “Tecrübe, kel kaldıktan sonra hayatın sana tarak vermesidir…” 

 

  • Arabalar, yatlar, katlar, hanlar hamamların da “daha güzeli”ni her daim abartanlardaki hırsı da hayretler içinde izliyorum… Mesela  birkaç aylık ömrü kaldığını bilen bir hastanın önüne bunların hepsini serseniz; dönüp de bakmaz bile… Hatta nefret eder; bu dünyevi hırsların insan sağlığını nasıl bozduğunu en iyi bilenlerdendir o çünkü…

 

 

  • Aslolan “daha güzel”lerin niceliği değil; niteliğidir. Mesela “daha güzel” bir mevkiye terfi ettiğinizde; bir zamanlar aynı masada çalıştığınız iş arkadaşınızı artık hor görmeye başladıysanız ne anlamı kalır ki bu başarının kalp kırmaktan başka… Ya da sırf “daha güzel” veya “daha genç” hemcinsleri olduğu için terk edilen pek çok cefakâr kadının yaşadığı haksızlıklar geliyor aklıma… Hoş; bunu yaşatan erkekler, kaplerinin kapısını hem şeytana hem Allah’a açınca çok fena cereyanda kalıyor; orası ayrı mevzu ama eee müstahak… Yani velhâsıl “daha güzel”ler de ikiye ayrılır; insanlığa faydalı olan “daha”lar bizim olsun; diğerleri onurumuzdan çalacaksa, duruşumuzu bozacaksa, bizi insanlıktan çıkaracaksa eksik kalsın… 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sakinca.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.